Bir söz geldi, paylaşalım istedim!
Bizde olanları zaten bizim sayıp da yenilerini vermiyor diye kızmayalım Allah’a. Yokdan başlayarak ne varsa hepsi için şükredelim. Lütfen!
Bizde olanları zaten bizim sayıp da yenilerini vermiyor diye kızmayalım Allah’a. Yokdan başlayarak ne varsa hepsi için şükredelim. Lütfen!
Şüphesiz bu (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının. (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak! Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
Rablerinin azametinden korkup titreyenler, Rablerinin âyetlerine inananlar, Rablerine ortak koşmayanlar, Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler. Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. Ancak kâfirlerin kalbleri bu Kur’an’a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır. Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.
Onlar bu sözü (Kur’an’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar? Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.
Rehberimiz, herşeyimiz Kuran’ımızın emirleri ve yasakları nelerdir bir çırpıda, özet halinde görmek ister misiniz? O zaman buyrun; size düşen sadece birkaç dakikakınızı ayırıp okumak, düşünmek ve uygulamak…
Kur’an’ın Emirleri
El-Farabi, gerçek Aristo?yu tanıdı ve felsefenin gelişme yolunu aristotelesçilik tarafına çevirmeyi amaç edindi. Onun çeşitli yorumcular tarafından ileri sürülen mistik katmanlardan Yunan düşünürlerin öğretisini serbest bırakmayı başardığını söylemek gerekir. Ona henüz hayattayken ortadoğuda ?İkinci Aristo? adını vermeleri bir tesadüf değildir…
1. KURAL: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
2. KURAL: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.
3. KURAL: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
4. KURAL: Kainattaki her zerrede Allah?ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O?nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

Olumsuz bir durumla karşılaştığı zaman “Her şey Allah’tan geliyor, ben ne yapabilirim?” diyerek sanki kendisinin bir suçu yokmuş gibi ÖZ ELEŞTİRİ yapmayan, KENDİNİ DÜZELTMEYE çalışmayan ve etrafındakilerin onu teselli etmek için iyi niyetle söyledikleri “Ne yapacaksın, elinden bir şey gelmez” sözlerinin arkasına sığınan İNSAN!
Dün yaptıklarının cezasını çekiyor olamaz mısın?
Biraz kafa yorup da kendini ve davranışlarını düzeltmeye çalışmayacak mısın?
OKU ve DÜŞÜN!
ALLAH NE DİYOR?
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder. (Şûrâ 30)
Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. (Yûnus 44)
Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara (zerre kadar) zulmedici değildir. (Fussilet 46)
“İnsanlardan kimi de, Allah’a kıyıdan kıyıya ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır isabet ederse, ona kalbi yatışır ve eğer bir şer isabet ederse, yüz üstü dönüverir. Dünyası da ahireti de hüsran olur. İşte apaçık hüsran budur.”
(Hac Süresi, 11. ayet)
“Ayağa kalk, yüklerini bırak, eklerini terk et, sadece bedenin kalsın, bütün organların, hepsi birer birer kendilerinden ayrılsın, varlığını inkar etsin, sadece ben varım, beni görsün, beni duysun, beni işitsin, beni koklasın, bana baksın, bana dokunsun, beni unutsun, beni hatırlasın, beni solusun, beni kuşatsın, benimle kuşatılsın, bana gelsin, bana koşsun, benden çıksın, benden ayrılsın, bana dönsün, beni tutsun… Sadece ben varım, kendini inkar et, sadece benimle kal, benimle ol, benimle gör, benimle işit, benimle yürü… Bak, benim denizlere ve dağlara hükmüm geçiyor, bak bu göklere… Bu yıldızlar benim avucumda, bana oradan bak, yıldızlardan gör beni, bulut gibi kendini kaybet, sarhoş ol, çıldırmaktan korkma, bırak bu aklı, bu iradeyi terk et, tedbiri elden bırak, çaresizliğini tat, acılarını anılarını unut, yok et onları, sen bendensin, benimlesin, bana döneceksin, benden gittiğin gibi gel, her kaçışın dönüşün olsun, bana dönmek için benden ayrıl, beni hatırlama, hatırlamak unutanların işidir, beni hiç unutma, aklını çıkar at, aklından çıkar her şeyi, benimle dol, gönlünü keşfet, ona sığ, oraya sığın, orada bulacaksın beni, ben oradayım, ben seninki gibi kırık gönüllerdeyim, benim evim hüzünle ışır, kalbini hüzünle yıka, ıstırapla beslen, acıların gıdan olsun, isteklerini terk et, isteklerinden kurtulmadıkça istediğini bulamazsın, sen beni istiyorsun, farkında değil misin, niçin görmüyorsun,